Hiçbir Rüya Sadece Bir Rüya Değildir

 


 Stanley Kubrick'in son filmi olan Eyes Wide Shut, sinema tarihinin en fazla yanlış anlaşılmış eserlerinden biridir. Filmin etrafında yıllardır dolaşan tartışmaların büyük bölümü, maskeli ritüelleri, aristokrat davetlileri ve kapalı mekânları merkeze alarak masonluk, ezoterizm ya da gizli örgütler üzerine yoğunlaşmıştır. Bu okumaların ilgi çekici olduğu inkâr edilemez; ancak aynı zamanda filmin asıl meselesini gölgede bırakırlar. Çünkü Kubrick'in kamerası belirli bir örgütü değil, insanın kendi iç dünyasını izlemektedir. Maskelerin ardında saklanan şey yalnızca kimlikler değil, bastırılmış arzular, sınıfsal ilişkiler ve modern öznenin parçalanmış benliğidir.Filmin sonlarına doğru Alice'in söylediği üç cümle, bu nedenle yalnızca anlatının kapanışı değildir; aynı zamanda Kubrick'in seyirciye bıraktığı felsefi anahtardır: "Gerçek de olsalar, rüya da olsalar bu maceraları atlattığımız için minnettar olmalıyız.", "Bir gecenin gerçekliğinin bütün bir hayatın gerçekliği olabileceğinden emin olduğum kadar eminim." ve "Hiçbir rüya sadece bir rüya değildir." Bu sözler, filmin merkezindeki soruyu açık eder: Gerçek ile rüya arasındaki sınır gerçekten var mıdır, yoksa bu ayrım yalnızca bilinçli zihnin kurduğu rahatlatıcı bir yanılsama mıdır? Psikanaliz açısından bakıldığında, bir olayın yaşanmış olması ile düşlenmiş olması arasındaki fark ikincil önemdedir. Bilinçdışı için ikisi de aynı duygusal ağırlığı taşıyabilir. İnsan bazen hiç yaşanmamış bir olayın yasını tutar, bazen de gerçekten yaşadığı bir deneyimi ömrü boyunca bastırır. Bu nedenle Eyes Wide Shut, Bill Harford'un gördüğü bir rüyadan çok, seyircinin bilinçdışına açılan bir rüya olarak okunabilir.Filmin açılışındaki maske, bu yorumun ilk sembolüdür. Maske yalnızca yüzü gizleyen bir aksesuar değildir; toplumsal varoluşun kendisidir. İnsan dünyaya çıplak gelir, fakat yaşadığı toplum içinde giderek farklı kimlikler edinir. Çocuk, öğrenci, çalışan, eş, ebeveyn, doktor ya da vatandaş… Bu roller, bireyin toplumla kurduğu ilişkinin zorunlu parçalarıdır; ancak aynı zamanda arzularını disipline eden yapılardır. Bill Harford da bu anlamda modern burjuva öznenin ideal temsilidir. Başarılı bir doktordur, ekonomik olarak güvencededir, mutlu görünen bir aileye sahiptir ve çevresi tarafından saygı görmektedir. Fakat tam da bu nedenle kendi arzusuna yabancılaşmıştır. Çünkü modern toplum bireyden arzularını yaşamasını değil, onları yönetmesini bekler. Medeniyetin bedeli, arzunun bastırılmasıdır.Bu noktada Kubrick'in anlattığı hikâye yalnızca bireysel değildir. Aynı zamanda modern kapitalist toplumun insan psikolojisi üzerinde kurduğu görünmez tahakkümün hikâyesidir. Kapitalizm çoğu zaman yalnızca ekonomik bir sistem olarak düşünülür. Oysa mesele bundan çok daha derindir. Kapitalizm yalnızca üretim biçimini değil, arzunun biçimini de değiştirir. İnsan neyi isteyeceğini, neyi güzel bulacağını, neyin başarı sayılacağını ve hatta nasıl mutlu olacağını büyük ölçüde içinde yaşadığı ideolojik düzenin etkisi altında öğrenir. Böylece birey, kendi arzularını yaşadığını sanarken aslında kendisine öğretilmiş arzuları tekrar etmeye başlar.Bu noktada Karl Marx'ın meta fetişizmi kavramı dikkat çekicidir. Marx'a göre kapitalist toplumda metalar yalnızca kullanım değerleriyle değil, taşıdıkları sembolik anlamlarla da dolaşıma girer. Bir otomobil artık yalnızca ulaşım aracı değildir; statünün göstergesidir. Bir saat zamanı göstermenin ötesinde sınıfsal konumu temsil eder. Bir ev, barınaktan çok kimliğin uzantısına dönüşür. Kapitalizm böylece yalnızca nesneleri değil, kimlikleri de metalaştırır. Bill Harford'un yaşamı tam da bu mantığın ürünüdür. Başarılı mesleği, lüks evi ve seçkin çevresi ona eksiksiz bir yaşam sunuyor gibi görünür; fakat Alice'in tek bir itirafı bütün bu yapıyı çökertebilir. Çünkü bastırılmış arzu, en sağlam görünen toplumsal kimlikten bile daha güçlüdür.İşte bu nedenle filmin asıl kırılma noktası fiziksel bir aldatma değildir. Alice'in genç deniz subayını gördüğünde bir an için Bill'i ve kızını geride bırakmayı düşündüğünü söylemesi, Bill'in dünyasını yıkan asıl olaydır. Burada yıkılan şey evlilik değil, Bill'in kendi benlik algısıdır. O ana kadar kendisini eşinin arzusunun doğal merkezi olarak gören Bill, ilk kez Alice'in kendisinden bağımsız bir arzuya sahip olduğunu fark eder. Bu fark ediş, yalnızca kıskançlık üretmez; aynı zamanda öznenin kendi bütünlüğünü de parçalar. Çünkü insan sevdiği kişinin yalnızca kendisini istediğine inanarak güvenlik hissi geliştirir. Bu yanılsama ortadan kalktığında, kimlik de sarsılmaya başlar.Tam da bu noktada Sigmund Freud ve Jacques Lacan devreye girer. Freud'un Oidipus Kompleksi, arzunun çocuklukta aile içinde kurulduğunu ileri sürerken, Lacan bu modeli daha da ileri taşıyarak arzunun hiçbir zaman doğrudan bir nesneye yönelmediğini savunur. Ona göre insan her zaman başkasının arzusunu arzulamaktadır. Bill'in gece boyunca yaşadığı bütün karşılaşmaların ortak noktası da budur. Karşısına çıkan kadınların hiçbiri aslında Alice değildir; fakat Bill onların üzerinden kaybettiği benlik duygusunu yeniden kurmaya çalışır. Aradığı cinsellik değil, eksilen narsistik bütünlüktür. Bu yüzden film boyunca hiçbir ilişki tamamlanmaz. Çünkü eksiklik, dışarıdaki bir nesneyle doldurulabilecek bir boşluk değildir; öznenin varoluşunun kurucu unsurudur.Kubrick'in dehası tam burada ortaya çıkar. O, seyirciyi Bill'in yaşadığı olayların gerçekten olup olmadığıyla meşgul etmez; asıl soruyu çok daha derinde kurar: İnsan gerçekten kendi arzularının sahibi midir, yoksa arzuları bile toplumsal düzen tarafından biçimlendirilmiş bir özne midir? Eğer arzu bize ait değilse, özgürlük dediğimiz şey ne kadar gerçektir? Belki de filmin en rahatsız edici yanı budur. Maskeyi çıkarınca altından hakiki benliğimiz çıkmaz; yalnızca başka bir maske görünür. Çünkü insan yalnızca toplum tarafından değil, kendi bilinçdışı tarafından da yönetilmektedir. Kubrick'in "artık uyanığız" cümlesi de bu nedenle biyolojik bir uyanışı değil, ideolojik bir sarsıntıyı ifade eder. Gerçek uyanış, dış dünyayı görmek değil, kendi arzusunun bile kendisine bütünüyle ait olmadığını fark etmektir.


Oktay kavaz

Yorumlar

👉 popüler yayınlar