Türban, Arzu ve Büyük Öteki: 28 Şubat’ta Kadın Bedeninin Simgesel Mücadelesi ve günümüzde türban meselesi
modernleşmesinin bastırdığı imgelerin ansızın geri döndüğü bir kriz ânıydı. Bu geri dönüş, ne silahla ne de doğrudan siyasal ayaklanmayla gerçekleşti. Sessiz, ama son derece kuvvetli bir şekilde; bir giysiyle, bir duruşla, bir bakışla geri döndü. Türban, sadece bir inancın değil; aynı zamanda bir anlatının, bir bastırılmış arzunun, bir yok sayılmış kimliğin cisimleşmesiydi. Bu nedenle, sadece politik değil; aynı zamanda ontolojik bir krizdi. Ve bu kriz, kurucu rasyonalitenin ve onun dayattığı “aydınlanmacı yurttaş” imgelerinin yapaylığını ifşa etti. Aydınlanma düşüncesi, insanı aklın temeline oturtarak özgürleştireceğini vaad etti. Ancak bu vaadin gerçekleşebilmesi için önce insanı tarif etti, sonra biçimlendirdi, sonra bu biçimlendirme dışında kalan her şeyi irrasyonel, dışsal, öteki olarak konumlandırdı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu bu akıl projesinin bir uzantısıydı. Osmanlı’dan kalan çoklu kimliklerin, farklı aidiyet biçimlerinin, hatta duygusal düşünme tarzlarının, yeni kurul...








